Darbeleri şekerle kaplamak yersiz; darbe darbedir ve her zaman kaybetmeye mahkumdur

Posted on Updated on


ECE KOÇ

Darbeci Mısır ordusu 27 Temmuz 2013 günü maskesini çıkararak çirkin yüzünü kesin olarak  gösterdi; kendi halkını katletti. Tüm halkını koruması gereken Mısır’ın güvenlik güçlerinin yaptığı katliam sonucu 200 Müslüman hayatını kaybetti, 5000’e yakın yaralı var, bu sayı artabilir de, o yüzden darbenin gerçek yüzünü her yerde ifşa etmek, çekinmeden adını koymak çok önemli. Türkiye’nin dışında, demokrasi ve insan haklarını ayaklar altına alan bu darbeye dünya çapında gereken tepkinin gösterilmemesi ayrı bir soru işaretidir.

Mısır halkı yaklaşık yarım yüzyıl boyunca askeri rejimin desteğini alan Hüsnü Mübarek’in liderliğindeki demir yumruklu bir diktatörlükten iki sene kadar önce sağ salim çıktı. Halk o güne kadar batı dünyasının en temel haklarından olan konuşma özgürlüğünü, devlet düşmanı ilan edilme, tutuklanma, kanuni prosedürler olmaksızın alıkonulma ve hapse atılma endişesi ile bastıran insanlardan oluşuyordu. Mısırlılar hep Mübarek rejiminin yıkılacağı bir günün hayalini kurdular, ancak hiçbir zaman bunun gerçekten olabileceğini düşünmediler. Sonuç olarak internet ve sosyal medyadaki gelişmelerle birlikte özgürlük dalgası da yayılmaya başladı. Bilgi akışı kitlelerin organize olmasını sağladı. İnsanlar kendilerinin ve yurttaşlarının geleceklerine dair olasılıkların farkına vardılar. Belki de “demokrasi” kelimesinin, kişisel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda bir vakum görevi gören sözkonusu rejime tohumlarını ekme fırsatı olabilecekti.

2011 yılı devrime kapıyı açtı ve sözde yeni bir hikayenin başlangıcı oldu. Mübarek devrildi ve yargılandı. Bunun yarım yüzyıllık bir kabus senaryosunun sonu olması gerekiyordu. Mısır’ın önde gelenleri, yani Tamarod, Müslüman Kardeşler, Selefiler, Hıristiyanlar ve diğer gruplar, Mısır halkının zenginliklerini sömüren ve bunun karşılığında ekonomik gelişme ya da günlük hayattaki özgürlükler kapsamında insanlarına hiçbir şey vermeyen, eski ve istenmeyen bir diktatörü görevden almak için el birliği yapmışlardı. SCAF – Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi demokratik seçimler yapılmadan önce 18 ay boyunca ülkeyi yönetti. Mısır halkı daha sonra seçim sandığında mor parmaklarla oy vermenin nasıl bir duygu olduğunu ilk defa anladı. Yeni bir başkana oy verdikleri için zafer sarhoşluğu içinde, çok heyecanlı ve fazlasıyla mutlulardı.

Sonuç: Mısırlılar ilk kez demokratik yollarla seçilmiş Başkanlarına kavuştular. Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi.

Bayram havası kısa sürdü; nitekim Mısır büyük bir kargaşa içinde ve şüphesiz yakın tarihteki en zorlu dönemlerinden birini yaşayacaktı. Brookings Enstitüsü’nde görevli Mısırlı bir akademisyen olan Doktor Omar Ashour “Mısır Pozitif Bir Sonuç Olmadan Dört Yol Ağzında” başlıklı makalesinde pozitif sonuçların olmadığı ümitsiz bir senaryo vermişti. ( HYPERLINK “http://www.theworld.org/2013/07/egypt-cross-roads/” http://www.theworld.org/2013/07/egypt-cross-roads/) İlk yıl Başkan Mursi, hükümeti ya da insanlar için kolay geçmedi, çünkü ülke uzun soluklu bir diktatörlüğün ardından zor durumdaydı. Mursi karşıtı kampanyanın Mısır’ın süregelen sefaletinden seçilmiş hükümeti sorumlu tutmasının nedenlerinden bazıları şunlardı:

Başkan insanlarına ilk yüz gün içinde gerçekleştireceği bazı sözler verdi ve bunları yerine getiremedi.

Gıda ve petrol gibi temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları çok yüksek oluşu; bu rakamlar %150 oranında artmıştı

Petrol yokluğu ve petrol istasyonlarının önünde uzun kuyruklar oluşması.

Para biriminin değerini kaybetmesi

Kredi kayıpları rezervi

Sağlam bir ekonomik plan olmaması

Elektrik kesintileri

Bu nedenlere ek olarak Mısır’daki güvenlik durumu oldukça dengesizdi. Ordu ve ordunun rolü hakkında çok fazla şey işitmekteyiz, ancak kimin kim olduğunun anlaşılabilmesi adına farklı büyük grupları anlamak önemli. Doktor Ashour tarafından “Özetlemek gerekirse kampanya dört ana oyuncudan oluşuyor: ordu, polis kuvvetleri, felol (Mübarek’in statükosundan geriye kalanları ifade etmek için kullanılan bir terim) ve İslami olmayan devrimci kuvvetler” sözleriyle belirttiği Mursi karşıtı kampanyanın parçası olan dört ana grup vardı.

( HYPERLINK “http://www.guardian.co.uk/commentisfree/2013/jul/07/egypt-revolution-democracy-in-peril” http://www.guardian.co.uk/commentisfree/2013/jul/07/egypt-revolution-democracy-in-peril) (İslami olmayan devrimci kuvvetler Yeni Tamard ya da isyancılar olarak tanımlanabilir.)

2011 yılında sokaklara dökülerek Mübarek’in istifasını talep eden insanlar bir kez daha Cumhurbaşkanı Mursi’nin istifası talebi ile sokaklara çıktılar. Bunun Tahrir Meydanı’nda başlayan ikinci büyük devrim olması gerekiyordu, ancak bu sefer, bazı ufak sorunlar çıktı. Çünkü sokak düzeyinde popüler olan ve meşru oylama metodu ile seçilmiş bir Cumhurbaşkanını devirmeye çalışıyorlardı. Planlanmış 30 Haziran protestoları için çağrı Tamarod halk hareketi ve diğer muhalefet liderleri tarafından yapıldı. Aynı gruplar; Cumhurbaşkanının partisi ve destekçileri Müslüman Kardeşler hariç, Mübarek karşıtı ayaklanmalarda da ön saflarda yer aldılar. Mursi’nin istifası ve yeni bir hükümetin seçilmesi için 22 milyon imza topladıklarına dair bir iddia ile bir kampanya başlattılar. 30 Haziran ise özellikle seçildi; Başkan Mursi’nin göreve gelmesinin birinci yıldönümüydü.

3 Temmuz’da Mısır saati ile akşam 7:00’de General Abdel Fattah el-Sisi şok edici şekilde ve tüm güçlerini kullanarak demokratik olarak seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin görevinden alındığını ilan etti ve Mısır demokrasisi böylece ağır bir darbe aldı. Ordu tarafından tutuklandıktan sonra salıverilen Müslüman Kardeşlerin liderlerinden Muhammed Bedi Cuma günü bir grup Mursi destekçisine seslendi ve onlara “Mısır’ın gerçek yöneticisi olan Mursi’ye görevi iade edilene kadar her valilik ve her şehrin halk meydanlarında toplanmalarını” söyledi.

( HYPERLINK “http://worldnews.nbcnews.com/_news/2013/07/06/19316011-elbaradeis-appointment-as-egypts-interim-prime-minister-put-on-hold?lite” http://worldnews.nbcnews.com/_news/2013/07/06/19316011-elbaradeis-appointment-as-egypts-interim-prime-minister-put-on-hold?lite)

Vahşi diktatörlük dışında hiçbir şey bilmeyen bir ülke için bu demokrasi yanılsaması göründüğü kadar çabuk bir şekilde ortadan kayboldu. Lider Muhammed Mursi görevden alındı, El Cezire ve diğer İslami kanallar, televizyonlar kapatıldı ve gazete basımı durduruldu ve dağıtımı kesildi. Ordu Cumhurbaşkanı Mursi’yi ve Müslüman Kardeşlerin diğer üyelerini ev hapsine aldı. Ancak bu sefer Tamarod ve askeri destekçilerin umdukları gibi bir devrim olmadı. Mursi destekçileri sokaklarda toplandı ve bu durum Mursi karşıtı protestocular ve güvenlik güçleri ile yaşanan çatışmaların sonunda 90 kişinin ölümü ve binlerce kişinin yaralanması ile sonuçlandı.

Şu an Mısır’da yaşanan askeri bir darbedir

Dünya çapında bazı hükümet görevlileri Mısır’da olup bitenlerin bir darbe olmadığı konusunda ısrar ediyorlar. Ancak önce darbenin ne demek olduğuna bakalım ve ondan sonra Mısırlıların bir darbe yaşayıp yaşamadığına karar verelim. Britannica Ansiklopedisi aşağıdaki tanımı veriyor:

“Darbe mevcut hükümetin ANİ ve SALDIRGAN bir şekilde küçük bir grup tarafından devrilmesi. Bir darbenin ön koşulu SİLAHLI KUVVETLERİN, POLİSİN ve diğer ASKERİ unsurların tamamının ya da bir bölümünün kontrolü ele geçirmesidir. Genelde temel sosyal, ekonomik haklar ve siyasi değişim için birlikte çalışan geniş kitleler tarafından yapılan devrimden farklı olarak, darbe gücün yukardan inme bir şekilde el değiştirmesi ile liderlik pozisyonunda olan hükümet personelinin beklenmedik bir şekilde yenilenmesidir.”

Mısır halkının yaşamakta olduğu şey aşağıdaki nedenlerden ötürü bir darbedir:

Devrik Başkan Mursi askeri bir tesiste ev hapsinde

Müslüman Kardeşler üyeleri topluca tutuklanıyorlar

Mevcut anayasa yürürlükten kaldırıldı

Ülkenin bazı bölgelerinde sokağa çıkma yasağı var

Devrik hükümeti destekleyen TV istasyonlarının ve gazetelerin kapatıldı.. Bu nedenle Mursi destekçilerinin dünya ile bir bağlantıları kalmadı.

Yüzlerce kişi hayatını kaybetti ve binlerce kişi yaralandı.

Güvenlik güçleri Kuzey Sina’daki bir camide kadınlar ve çocuklar dahil olmak üzere Mursi destekçilerinin üzerine ateş açtı. 51 sivil öldürüldü ve 400’den fazla kişi yaralandı.

Dünya son 50 yıldır Ukrayna, Buenos Aires, Portekiz, Küba, Türkiye ve başka ülkelerde birçok darbeye sahne oldu. Darbelerin sonucu her zaman aynı olmuştur: şiddet, iç savaş ve politik çatışmalar. Darbeler her zaman olumsuz sonuçlar doğururlar. Demokrasilerde eğer başkanlar ya da yöneticiler hata yaparsa, bunun bedelini oy sandığında öderler. Darbeler demokrasinin tam tersidir ve sivil yönetimin bir parçası olarak açıklanamazlar. Eğer bir grup darbe yapıyorsa ve oy sandığına saygısı yoksa o halde kesinlikle kendi ülkelerinin tarihi için de saygıları yoktur. Darbeler azınlığın çoğunluğu ezmesidir. Çoğunluğun karar verdiği seçim sonuçlarını askıya almak ise kabul edilemez.

Mevcut durumda çözüm ne olabilir?

Tüm tutuklarının serbest bırakılması gerekiyor. Farklı görüşleri olan insanları hapsetmek konuşma özgürlüğü ve demokrasiye karşıdır.

TV istasyonları ve gazeteler tekrar kurulmalı. Farklı grupların sesleri duyulmalı ve insanlar ne duymak istediklerine kendileri karar verme özgürlüğüne sahip olmalı.

Tüm şiddet durdurulmalı. Masum insanların öldürülmesi sadece şiddet ve terör döngüsünü besler. Bu durum Suriye’deki gibi kolayca iç savaşa dönüşebilir.

Bir koalisyon hükümeti oluşturulabilir. Üyeler laik gruplar, Müslüman Kardeşler, Selefiler, Kıpti Hıristiyanlar gibi Mısır’daki farklı gruplardan seçilmelidir. Mecliste bir oy hakları olduğu sürece taleplerini dile getirebilecek ve ortak bir çözüm bulabilecekler.

Yeni hükümetin radikalizmden ve materyalizmden (Aşırıcı Laiklik) ayrılmış bir eğitim sistemi olması, kadın haklarını ve güvenliğini desteklemesi, insanlara özgürlükler getirmesi,  onlarla daha önce olduğu gibi barış içinde yaşayacaklarına, haklarının korunacağına ve saygı gösterileceğine dair bilgilendirilmeleri, gerekiyor.

Sanat, müzik ve estetiğe önem verilmesi gerekir. Özgürlüklerin ve şefkatin Kuran’da tarif edildiği gibi kabul edilip uygulanması gerekir. Siyasetçilerin sevgi dolu, huzur veren ve şefkatli bir üslubu kabul etmeleri gerekir. İnsanlar hükümet konusunda herhangi bir baskı hissetmemeliler.

Advertisements

Bir Yorum Yaz/Leave a comment

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s