Bilim

Biologists Find Deep-Sea Sulfur Bacteria that Have Not Evolved in 2.3 Billion Years

Posted on Updated on


A group of researchers led by Prof J. William Schopf from the University of California, Los Angeles, has discovered a type of deep-sea microorganism that appears not to have evolved over 2.3 billion years.

This is such an important evidence that evolution never occurred. All fossils refute the theory of evolution. This is just a one and the latest example.bakteri evrim gecirmedi

NTV Radyo bir cahilliğe imza attı

Posted on Updated on


707ca375cd72e127388fd200251027f8

NTV Radyo’nun Cahillikler Köşesi programı bu kez kelimenin tam manasıyla bir cahillik sergiledi. “İnsanlar neden 5 parmaklıdır?” sorusuna verilen cevap tam anlamıyla akla ziyandı. Ellerimizdeki mükemmel yaratılışı, beş parmağımızın olmasını “tesadüfen” diye açıkladılar. Evet yanlış okumadınız, elin fonksiyonlarının kusursuzluğuna bir nebze olsun yaklaşan bir robot elin halen yapılamamış olmasını herkes bildiği halde bizim ellerimizin rastgele, tesadüfen olduğunu iddia ettiler. Bu insanların aklıyla alay etmektir. NTV, eğer ciddi, halkı eğitmeyi amaçlayan bir program yapmayı hedefliyorsa, samimi olup, insan elinin mükemmel yaratılışının inceliklerini anlatmakla işe başlayabilir. Hocamızın İnanç Gerçekleri kitabında yer verdiği “Ellerimizdeki Taklit Edilemeyen Yaratılış” bölümünde elimizdeki en ufak kemikten, en ince tendona kadar her parçanın birbirleriyle mükemmel bir uyum ve işleyiş içinde olduğu tüm detaylarıyla anlatılır. http://www.harunyahya.org/tr/Kitaplar/3775/inanc-gercekleri/chapter/2413

NTV Radyo Cahillikler Köşesi programının yapımcısına tavsiyem, bu cahilce anlatımın daha fazla yayılıp, NTV’nin itibarını iyice ayaklar altına almadan önce programın ilgili bölümünü tüm arşivlerden silmesi ve bu rezilliği hiç yaşanmamış hale getirmesidir.

Meteor yağmuru altında güvenle yaşıyoruz. Peki nereye kadar?

Posted on Updated on


ABD’de 7 eyalette birden görülen meteor insanları ürküttü. İnsanlar bazı gerçekleri ancak yaşayınca farkediyorlar. Oysa dünyamız meteor kuşağı ile çevrili ve dünyaya yaklaşan meteorlar 1980 yılından itibaren müthiş bir artış gösterdi. NASA dünyaya yakın geçme ihtimali olan göktaşlarını takip altına alıp yörüngelerini inceliyor ancak şu bir gerçek ki pekçok göktaşının dünyaya yaklaştığı son anda farkediliyor. Geçtiğimiz aylarda Rusya’ya düşen göktaşı gibi.

Kar taneleri parmak izi gibidir…

Video Posted on Updated on


Kar, seyretmeye doyamadığımız, yediden yetmişe herkesi heyecanlandıran müthiş bir güzellik. Kar taneleri biraraya geldiklerinde oluşan manzara muhteşem… ruhta oluşturduğu etkinin ise kelimelerle tarifi neredeyse imkansız.
Puf puf, lapa lapa dökülen kar taneleri birbirleriyle öyle uyumlular ki birleştiklerinde doğa bambaşka bir görünüme bürünüyor. Birarada muhteşemler, tek tek olduklarında ise inanılmaz…
funny_snowman_2-wallpaper-1920x1080Neden mi inanılmaz? Çünkü hayatınız boyunca gördüğünüz, dokunduğunuz, kartopu yapıp oynadığınız kar tanelerinin hiçbir tanesi birbirinin aynısı değildir. Evet yanlış duymadınız. Bugüne kadar dünyaya bir diğerinin aynısı olan tek bir kar tanesi düşmedi.
Bunun nedeni, kar tanelerini meydana getiren su moleküllerinin muhteşem moleküler özellikleri.
Tek bir kar tanesinde 1018 su molekülü bulunmaktadır. Su moleküllerinin farklılaşmaları nedeni ile tek bir kar tanesini meydana getiren moleküllerin 1015 tanesi diğerlerinden farklı olacaktır. Bu hesaba göre, iki kar tanesinin tamamen aynı düzenlemeye ve şekle sahip olması 1024’de bir ihtimaldir. Ve böyle bir ihtimalin, evrenin başlangıcından bu yana gerçekleşmiş olma olasılığı sıfırdır.
looking_up_through_trees_winter-wallpaper-1280x768Kar tanelerinin olağanüstü özellikleri bununla bitmiyor. Mikroskop altında görülebilen bir de muhteşem simetrileri var.
Şu an laboratuvar ortamında büyüyen bir kar tanesini izliyorsunuz. Tek bir merkezden çıkan 6 kristal çubuk üzerinde farklı şekillerde kristaller oluşuyor. Şimdi ağır çekimde 2 hidrojen ve 1 oksijen atomundan ibaret su moleküllerinin oluşturduğu bu muhteşem yapıyı tekrar izleyelim. Su molekülleri önce 6 parçalı çubuk şeklindeki çatıyı oluşturuyorlar. Dikkat eden, bu çubukların hepsinin birbirine uzaklığı ve uzunlukları çok düzgün bir simetri oluşturuyor. Çubukların üzerinde gelişen kristallerin ise hem kendi içlerinde simetrik hem de diğer çubuklarla bir simetri oluşturuyor. Merkezin etrafında oluşan ilk sıradaki kristaller ise oluşturdukları simetri nedeniyle birbirleriyle birleştiklerinde yine kendi içinde simetrik muhteşem bir şekil oluşturuyor.
Bu görüntüleri izledikten sonra biri size şöyle bir iddiada bulunsa: Su molekülleri her defasında tesadüfen bu şekilde simetrik bir yapıda kristalleşiyorlar.
morning_winter_light-wallpaper-2560x1440Bu bir şaka değil. Bilime, akla ve mantığa tamamen aykırı bu iddiayı evrimciler tam 150 yıldır dile getiriyorlar.
Su moleküllerinin birbirleri ile birleşmeleri sonucunda birbirinden tamamen farklı, mükemmel bir simetride ve kusursuz bir geometride birbirinden gözalıcı şekillerin oluşması Allah’ın sanatıdır. Fizik ve kimya kurallarını yaratan Allah, doğadaki sanatını bilimle bize sunar. Doğayı tertemiz bir örtüyle süsleyen kaplayan kar tanelerini de, bu tanelerin mikroskobik simetrisini de, bu simetriyi görmemize imkan veren mikroskopları da yaratan Allah’tır.

Hamd, göklerde ve yerde olanların tümü kendisine ait olan Allah’ındır; ahirette de hamd O’nundur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, haber alandır. Yerin içine gireni, ondan çıkanı; gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. O, esirgeyendir, bağışlayandır. (Sebe Suresi, 1-2)

mountain_slope-wallpaper-1280x768

6 milyon yıllık keşif!

Posted on Updated on


Sözde evrim ağacında bir “geriye alma” vakası daha. Evrimciler ne zaman yeni bir fosil bulsalar, evrim ağacında yeni bir düzenleme yapıyorlar. Çünkü evrimcilerin tahminlere göre bunların ilkel olması gerekiyordu. Ancak bulunan milyonlarca yıllık her fosil tam aksine mükemmel ve kompleks özelliklere sahip oluyor. Bu nedenle sözde evrim ağacının tarih sıralamasını sürekli değiştirmek zorunda kalıyorlar. Sonunda olacak olan nedir biliyor musunuz? Bu sözde evrim şemasında tüm canlılar milyonlarca yıl öncesine ait tek bir çizgide toplanacaklar. Çünkü fosiller, canlıların birbirlerinden EVRİMLEŞEREK GELİŞMEDİĞİNİ, aksine zamanda geriye gittikçe her türün kendilerine has nitelikli özelliklerle bir anda varolduğunu ispatlıyor.

6 milyon yıllık keşif! | GAZETE VATAN.

Epigenetics: A Key to Controlling Acute and Chronic Pain

Posted on


Epigenetics reveals the great creation in our genome. Methyl molecules made of carbon and hydrogen atoms regulate which gene to be silenced or to be activated. This is really incredible! Here is the news.

Epigenetics, the study of changes in gene expression through mechanisms outside of the DNA structure, has been found to control a key pain receptor related to surgical incision pain, according to a study in the November issue of Anesthesiology. This study reveals new information about pain regulation in the spinal cord.

“Postoperative pain is an incompletely understood and only partially controllable condition that can result in suffering, medical complications, unplanned hospital admissions and disappointing surgery outcomes,” said David J. Clark, M.D., Ph.D., Professor of Anesthesia at Stanford University and Director of Pain Management at the VA Palo Alto Health Care System. “We know that histone acetylation and deacetylation modifies many cellular processes and produces distinct outcomes. In this study we found that histones can epigenetically activate or silence gene expression to either increase or decrease incision pain.”

Human DNA is wrapped around proteins called histones, much like thread is wrapped around a spool. When a histone undergoes deacetylation, the DNA wraps more tightly around the spool, effectively silencing genes. Conversely, when it undergoes acetylation, the DNA is loosened, allowing for transcription or modifications of genes to occur.

In this study, groups of mice had small surgical incisions made in their hind paws after being anesthetized. These mice were then regularly injected with suberoylanilide hydroxamic acid (SAHA), which prevents deacetylation (thus promoting gene transcription), or anacardic acid, which prevents acetylation (thus reducing gene transcription). The authors tested the animals daily for the degree of pain sensitivity in their hind paws.

The study found that regulation of histone acetylation can control pain sensitization after an incision. Specifically, maintaining histone in a relatively deacetylated state reduced hypersensitivity after incision. This is due, in part, to the epigenetic regulation of a specific gene known as CXCR2 and one of its chemokine ligands (KC). The authors also found that these epigenetic changes far outlasted the recovery of animals from their incisions, a property that might help explain why some patients suffer from chronic postoperative pain. Study authors suggest that looking into the roles of these epigenetic mechanisms may help scientists find new ways to treat or prevent acute and chronic postoperative pain in the future.

“Epigenetics is a relatively underappreciated area of science, but the discoveries yet to be made in this field will be many,” said Dr. Clark. “While fascinating information has been found by studying specific genes, we need to bridge the gap in science and focus on groups or systems of many genes simultaneously, which could be give us clues to greater breakthroughs in pain control and other areas of medicine.”

(Source: newswise.com)

 

 

Evrimcilerden bir itiraf daha geldi!…

Posted on


dmanisi georgia human fossilEvrimcilerin itiraflarının ardı arkası kesilmiyor çünkü incelenen her yeni fosil evrimin geçersizliğini bir kez daha ispatlıyor. Bu kez incelenen fosil bir insana ait, 1.8 milyon yıllık ve çok iyi korunmuş bir kafatası. Bu kafatasının özelliği, bugüne kadar farklı dönemlerde bulunmuş kafataslarının her birinden özellikler taşıması. Evrimciler bu kafatası fosilini hayali şemalarına uyduramadılar ve nihayet itiraf ettiler: “İnsan farklı türlerden evrimleşmedi.” BBC’ye konuşan Zürih Antropoloji Enstitüsünden Christoph Zollikofer, milyonlarca yıllık tüm kafatası fosillerini değerlendirerek bakın ne diyor: “Tek bir global insan türü var.” Yani bugüne kadar evrimcilerin iddia ettiklerinin aksine insan, çeşitli türlere/türlerden evrimleşerek bugünkü şeklini almadı. 
Bu bilimsel bulguya hala direnmekte ısrar eden bir evrimcinin itiraz gerekçesi de hayli komik. Aşağıdaki cümleleri sarf eden kişi George Washington Üniversitesi paleoantropoloğu Bernad Wood. Şimdi bir bilim insanının evrimi savunmak adına kendini nasıl küçük duruma düşürdüğünü görün. Bugüne kadar bulunan insan kafatasları arasında hiçbir fark olmadığını dolayısıyla evrimleşme olmadığını itiraf eden bilim insanlarına diyor ki: “Bir otoparkta duran Mercedes ve Chrysler birbirine çok benzeyebilir ancak bu araçların motorlarında, iç aksamlarında çok farklılıklar vardır.” Evet her aracın farklılıkları vardır, insanlar da birbirinden çok farklıdır. Her ırkın kendine has göz, diş, kafatası ve daha pekçok farklı yapısı vardır ama sonuçta hepsi birer ruh sahibi İNSANDIR. 
Bugüne kadar evrimciler buldukları kafataslarının büyüklüklerine, diş yapısına, kemik uzunluğuna vs. göre sahte bir evrim şeması yaptılar. Ama yer altından çıkarılan fosillerin sayısı arttıkça sahtekarlıkları gün yüzüne çıktı. Çünkü bulunan fosillerin hepsi farklı insan ırklarına aitti ve iddia ettikleri gibi ilkelden gelişmişe doğru ilerleyen bir evrim şemasına hiçbiri uymadı. Dikkat ederseniz son yıllarda yeni fosillere ait evrim haberlerinin çoğu, “Bu fosil, evrim şemasını biraz daha geriye götürdü” şeklindedir. Neden? Çünkü fosillerde yapılan bilimsel incelemeler, evrimcilerin iddia ettiği gibi yeryüzünde basitten gelişmişe doğru bir canlılık oluşumunun olmadığını gösteriyor. Bulunan her fosil, tam kompleks özelliklere sahip olduğu için evrimciler her seferinde özür dileyerek şemayı yeniden düzenlemeye çalışıyorlar. Sonuçta varılan nokta şu ki bugüne kadar çıkarılan en eski fosillerle, bu canlıların günümüzde yaşayan örnekleri birebir aynı. Evrimleşmeye dair hiçbir iz, kanıt yok. İncelenen bu yeni insan kafatası da 1.8 milyon yıllık ve günümüz insanın kafatasıyla aynı özelliklere sahip. Evrimciler için artık yolun sonu göründü.