ayşe koç

PYD’nin Suriye’deki Kürtlere yaptığı zulümler insan hakları raporunda

Posted on


Uluslararası insan hakları örgütü Human Rich Watch-HRW (İnsan Hakları İzleme Örgütü) yayınladığı raporda, Suriye’de PYD kontrolünde bulunan bölgelerde insan haklarının ihlal edildiğini dile getirdi. Rudaw sitesinde Hoşi Murad imzasıyla yayınlanan haberde, 107 sahifeden oluşan raporda, PYD’nin kendi dışındaki siyasi partilere yönelik baskılarına, kaçırmalara, faili meçhul cinayetler ile mahkemeler konusuna geniş yer veriliyor, çocukların silah altına alınmasından bahsediliyor.

Haberin devamını okumak için burayı ziyaret edebilirsiniz.

Aşağıda çeşitli dillerde belgeleriyle detaylarını inceleyebileceğiniz bu insan hakları ihlallerini PYD, kendi halkına, Kürt kardeşlerimize reva görüyor. PYD, Marksist-Leninist öğretilere muhalif olan herkesi infaz da dahil olmak üzere çeşitli yollarla sindirken, Amerika öncülüğünde 70’i aşkın ülkenin desteğiyle PYD’ye silah yardımı yapılması ciddi bir tehlikedir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 107 sayfalık raporununun tamamını Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak buralardan okuyabilirsiniz.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün raporun hazırlanma aşamasında Suriye’de PYD’nin kontrolündeki bölgelerde işkence tanıklarıyla yaptıkları röportaj ve özel çekimleri de buradan izleyebilirsiniz.

Advertisements

A new drug in the treatment of cancer

Posted on


Amazing science is now with English subtitles.

Sevgi dünyanın yaratılış gayesidir (SESLİ MAKALE)

Video Posted on


Sevgi dünyanın yaratılış gayesidir.
Dünya sevince güzel. Bir bebeği, yeni filizlenmiş bir tomurcuğu, mahsun gözlerle bakan bir kediyi…
Sevginin kaynağı ruhumuz.
Sevgiyi öldüren ruhunu da öldürüyor. Farkına varmıyorlar ama aslında sevgisiz insanlar birer ceset olarak yaşıyor bu dünyada.
Onlar dünyanın güzelliklerinin, lezzetinin farkına varamıyor çünkü apayrı bir boyutta yaşıyorlar; sevgisizlik boyutu.
Sevgisizlik boyutu nerede mi? Dünyanın tüm yükünün, tüm kirinin, tüm kavgasının bulunduğu ruhsuz insanların yaşadığı yerde.
Sevgiyi öldüren insanlar, sadece sevgi katili olmakla kalmıyor, dünyanın tonlarca ağırlıktaki yükünü omuzlarına yüklüyorlar. Dünyanın tüm kirini, mutsuzluğunu, kinini, korkusunu, öfkesini ruhlarına yüklüyorlar. Ama bu öyle belalı bir yük ki, insanın peşini bırakmaz. Bataklık gibi yükü arttıkça daha da batar. İşte dünya bu sevgisizlik bataklığında can çekişiyor. İnsanlar birbirlerini sevemiyor. Enaniyet öyle bir bela ki insanları her yanlarından yakıp kavuruyor. Soy, ırk, mezhep, din, dil, ten rengi, yaşanılan şehir, mensubu olunan cemaat ve daha onlarca çeşitlilik insanları enaniyet yarışında şeytani bir hırsa sürüklüyor. Bu hırsın kendilerinden neleri alıp götürdüğünün farkına bile varmıyorlar. En başta sevgi bitiyor. Allah dünyayı sevgi için yaratmış ama bu insanlar sevgiyi öldürmekte bir mahzur görmüyorlar. Ey insanlar, sevgi olmadan dünyanın bir anlamı yok. Siz sevgiyi öldürürseniz, dünya da sizi öldürür. Mutlu olmazsınız. Ufak bir bebeğin gülücükleri sizde şefkat uyandırmaz, kupkuru dallarda filizlenen bahar çiçekleri sizde heyecan uyandırmaz. Doğayı, hayvanları sevmeyen insanları zaten sevemez. İnsan sevgisi bitince kavgalar, çatışmalar ve nihayetinde savaşlar başlar. Dünyayı kara bir bulut gibi saran çatışmaların asıl sebebi sevgisizliktir. Üç büyük kutsal dinin mensupları birbirinden neredeyse ölümüne nefret ediyor. Bu da yetmiyor Müslümanlar kendi aralarında bölünüyor, mezhep mensupları birbirini acımasızca katlediyor. Bu öyle bir bela ki dünya tarihinde hiç olmadığı kadar insanlar bu sevgisizlik hastalığına tutulmuş durumdalar. Şu an dünyanın pekçok ülkesinde aynı topraklarda yaşayan insanlar ya genetik farklılıklar ya da inanç farklılığı nedeniyle birbirine kırdırılıyor. Sevgisizlik belasına kapılan insanlar da şuur kapanıyor. Bir kişi de çıkıp biz ne yapıyoruz? Bu ölümüne nefretin sebebi nedir?, neden birbirimizin canını yakıyoruz? diye sormuyor. Suriye, Mısır, Irak’ta hemen hemen hergün oluk oluk Müslüman kanı akıyor. Dünya sanki bir aksiyon filmi var gibi sadece izliyor. Kalbinde bir parça Allah sevgisi, insan sevgisi olup da bu manzaraları gören ne yapar biliyor musunuz? Yeri göğü birbirine katar, bu akıl almaz vahşeti durdurmaya çalışır. Durdurmak derken yapılması gereken “onlar bir vurdu, ben on vurayım mantığı değildir. Böyle bir tutum ancak yangına körükle gitmektir ki asla bir çözüm olmaz. Bugüne kadar da olmadı. Tedaviye hastalığın nüksettiği noktadan başlamak gerekir. Sevgisizlik, vicdansızlık zehirini çözecek tek panzehir vardır o da sevgidir.

Kaçınılmaz gerçeğe yaklaşıyorsunuz

Posted on Updated on


mezarAllah insanı bir mucizeler zinciriyle yaratır. Tek bir hücreden gören, duyan, hisseden, zevk alan, düşünen bir insan ortaya çıkar. Bebekler, masum ve günahsızdırlar. Yüzlerinde günahsızlığın verdiği tatlılık, masumiyet insanlarda müthiş bir şefkat duygusu uyandırır. Ancak yaş ilerledikçe insanın şuuru açılır. Artık iyiyle kötü arasındaki farkı anlama vakti gelmiştir. Bu aşamadan sonra yıllar çok hızlı geçer. İlkokul, lise, üniversite yılları bir koşturmaca içinde geçer. Ardından iş ve aile hayatı… İnsan bir de bakar ki olgunluk çağı olan 40 yaş gelmiş de geçmiştir bile. 3, 10 sene once kendisi çocukken şimdi kendi çocukları etrafında koşturur. Bir 20 sene sonra artık torunlar olmaya başlar. İşte hayat böyle hızlı geçiyor. Her insan, geriye dönüp baktığında 80 senelik bir hayatı saniyeler içiresinde gözünün önünden geçirebilir. Tam olarak 29 bin 200 günlük hayat bir çırpıda geçmiş, bir zamanlar dipdiri, canlı, çevik, hayat dolu olan beden, zayıf, buruşuk, çelimsiz, bitkin, ayakta zor durabilecek bir hale gelmiştir. Peki bundan kaçış var mıdır? HAYIR. Bugüne değin yeryüzünde yaşamış her insan bu sonu yaşamıştır. Şu an hayatta olan herkes için de bu son kaçınılmazdır. Dünya hayatının gelip geçici olduğunu anlamamak mümkün değildir. Çünkü insanların yaşlanması, dünyanın geçici bir mekan olduğunu hatırlatan somut bir delildir. Yaşlanan her insan vakti gelince ölecek, dünyada sahip olduğu herşeyi burada bırakacak. Eşyaları, evi, arabası, çocukları, işi kısaca bedeni dahil herşeyi bir daha geri dönmemek üzere mecburen terkedecek.

Herşeyi geride bırakacağınız bir dünya için aşkla ve şevkle çalışırken, sonsuza dek yaşayacağınız bir hayatın varlığını bile hiç düşünmemek müthiş bir çelişki ve gaflettir. Şu an bu filmi izleyenler; gafletten kurtulup akıllı düşünmek için henüz geç değil. Bir anlık kararla Allah’a yönelip hem dünyada huzurlu ve onurlu hem de sonsuz hayatınızda mutlu yaşayabilirsiniz.

My prayer…

Image Posted on Updated on


May God approves our prayers and may God give us power to strive hard for unity, peace and love among all believers.

Ayse Koc

One of the errors of Charles Darwin

Posted on Updated on


His theory of evolution still being discussed.

There are many errors in Darwin’s theory of evolution. Here is one of the genetical impossibility of evolution.

In Darwin’s case, he did not realize that with the theory of heredity prevailing at his time, natural selection simply could not work. Basically, the then-held belief stated that the characteristics of the two parents become physically blended in their offspring, just as in the mixing of paints, or of gin and tonic. If that were true, however, then any variation would have been inevitably lost, as all the extreme types would have vanished rapidly into some intermediate mean. Imagine, for instance, a population of one thousand white cats and one black cat. Additionally, suppose that being black confers some evolutionary advantage. In the “paint-pot theory,” the first offspring of the black cat with a white partner would be gray, and continuous mating with white cats would result in increasingly paler shades of gray. There was no way for the black cat to turn the entire population black after many generations, no matter how advantageous the black color might have been, contrary to Darwin’s vision of evolution by means of natural selection.

The solution to this problem came in the form of Gregor Mendel’s particulate genetics. In categorical contrast to blending, Mendel’s theory stated that the genes are discrete entities that are passed on unchanged to the next generation. In this sense, genetics resembles the shuffling together of two decks of cards rather than the mixing of paints — a Jack remains a Jack, no matter how many times you shuffle.

Tumblr excerpt